837866-020720141328240954294_2

istanbul travestileri beni gay sanıp tecavüz etti haberi

Merkez Sarıçam İlçesi’nde 30 Aralık 2013’te devriye gezen jandarma ekipleri, Menekşe Köyü yakınlarındaki ağaçların arasında park halindeki 01 TV 774 plakalı kamyonette 2 çocuk babası Selahattin Orhan’ın cesedini buldu. İnşaat ve dekorasyon işleri yapan Selahattin Orhan’ın Kilis’te çalıştığı, olaydan 10 gün önce Adana’ya döndüğü belirlendi. Ekiplerin yaptığı araştırmada Orhan’ın cinayetten 4 gün önce evden ayrıldığı ve kendisinden bir daha da haber alınamadığı ortaya çıktı.
 
Adana İl Jandarma Komutanlığı’nın kurduğu özel ekip, Selahattin Orhan’ın otomobil ile geçiş yapabileceği güzergahlardaki mobese ve işyerlerine ait güvenlik kamerası kayıtları istanbul travestileri toplandı. 200 işyeri güvenlik ve MOBESE kamerasının kaydını inceleyen ekipler, olay günü Orhan’ın yanında bir kişinin olduğunu saptadı. Bu kişinin üzerindeki mont ile olay yerinde bulunan kanlı montun aynı olduğu da belirlenince, cinayeti Murat Fidan’ın işlediği saptandı. Ekipler, Fidan’ı Mersin’in Silifke İlçesi’ndeki Taşucu Limanı’nda bir restoranda garsonluk yaparken istanbul travestileri yakaladı.
 
’SANIKTAN CİNSEL İSTİSMAR SAVUNMASI’
 
Adana 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ’kasten öldürme’ suçundan ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılanan Murat Fidan savunmasında cinsel istismara uğradığını öne sürdü. Olay günü Selahattin Orhan’la uyuşturucu aldıklarını söyleyen Fidan, olayı şöyle anlattı:
 
"Arabayla seyir halindeyken daha önce aldığı esrarı bana verdi. Ben de esrarı sigara olarak sardım. Seyir halindeyken esrarı içtik. Daha sonra Selahattin elini bacağıma atarak okşamaya başladı. Ben kızınca şaka olduğunu söyleyerek konuyu geçiştirdi. Birlikte esrar içerek Çukurova Üniversitesi’nin arka taraflarına doğru ilerliyorduk. Ben fazla vaktim olmadığını geri dönmem gerektiğini söylememe rağmen aracı sürmeye devam etti. Ağaçlık alanda durup araçtan inerken tekrar elini bacağıma attı, çekmesini istedim şaka yaptığını söyledi. Bana ’Birazdan sakinleşirsin, yumuşarsın meyve suyunun içerisine hap attım’ dedi. İçtiğim esrar ve meyve suyunun etkisiyle kendimden geçmeye başladım. Bacağımda sıcaklık hissettim, tepki gösterdim ama sonra kendimden geçmişim. Kendime geldiğimde arabanın arka tarafındaydım, Selahattin ve benim pantolonlarım yarıya kadar inik olduğunu gördüm. Arabada bulunan bıçağı alıp olayı nasıl gerçekleştirdiğimi hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde arabanın dışındaydım üzerimde kan vardı, Selahattin de arabanın içinde yatıyordu. Sonra oradan uzaklaştım. Aldığım uyuşturucunun etkisiyle ne yaptığımı bilmiyordum."
 
Murat Fidan ayrıca, daha önce bir eşcinsel birinin kendisine sarkıntılık ettiğini bununla ilgili ceza aldığını da Selahattin Orhan’a anlattığını bu yüzden kendisini ’gay’ sanmış olabileceğini savunmasına ekledi. Ölen Selahattin Orhan’ın eşi Hava Orhan eşinin uyuşturucu kullanmadığını öldüğü gün üzerinde 5 bin lira para olduğunu arabayı teslim aldıklarında bu paranın olmadığını söyledi.
 
Mahkeme heyeti son sözünde pişman olduğunu söyleyen Murat Fidan’ı müebbet hapis cezasına çarptırdı, cezadan ise herhangi bir indirim yapmadı.

120731_GAY.widec

istanbul travestileri Benim çocuğum eşcinsel açıklaması

istanbul travestileri Benim çocuğum eşcinsel açıklaması

Hayatımızın merkezi çocuklarımızdı. Onlara iyi bir gelecek sağlamak en büyük amacımızdı. Hayatımız, 2000 yılının Mayıs ayında, oğlumuzun travesti eşcinsel olduğunu öğrenmemizle tepetaklak oldu.

O yıl oğlum, daha önce olmadığı kadar huzursuzdu. Özellikle cinsellik konusunda ağzını bıçak açmıyordu. Halbuki 15 yaşındaydı. Ergenliğe girmişti.

Cinsellik gündeminde hayli önemli yer tutuyor olmalıydı. Ama ne zaman kız arkadaşının ya da cinsellikle ilgili bir sorusunun olup olmadığını sorsak konuyu geçiştirip  odasına kapanıyordu.

Tanıdığım oğlum, anlayamadığım bir şekilde değişiyordu.

Birkaç ay boyunca kendi kendimi yiyip durdum: Neden cinsellik konusunda içine kapanmıştı? Ergenliği mi anlayamıyordu? Acaba tatsız bir deneyim mi yaşamıştı?

Daha da fenası, biri bir şey mi yapmıştı? Eşcinsel miydi? Bu soruları kocamla paylaşma konusunda tereddütlüydüm ama sonunda tek başıma altından kalkamayacağımı anladım ve bir gece ona açıldım.

Homofobik insanlar değildik, daha doğrusu hayatımızda eşcinselliğin yeri de yoktu. Etrafımızda açık gay kimliğiyle yaşayan biri de. Kocam kuşkularımı beklediğimden daha soğukkanlı karşıladı. Konuyu benim büyüttüğümü, çocukta bir anormallik olmadığını söyledi.

Ertesi gün işinden erken geldi. Oğlan da okuldan gelince üçümüz salonda oturduk. Önce yine kız arkadaş konusunu açtık. Baktık oradan bir sonuca varamıyoruz, kendi tanışmamızı, flört dönemimizi anlattık.

Yine açamadık. En sonunda ben dayanamadım, “oğlum eşcinsel de olabilirsin. Sen bizim evladımızsın” dedim. Önce inkar etti ama sonra gözümün içine bakamadan, “evet anne ben gay’im” dedi. Son aylarda yaşadığı kafa karışıklığını, bir kıza değil de bir erkeğe ilgi duyduğu için hissettiği suçluluk duygusunu, kendisinin durumunu iki ay önce kabul ettiğini ve şimdi buna alışmaya çalıştığını anlattı.

Aylardır kafamda kurup durduğum, en kötü ihtimal olarak gördüğüm şey gerçek olmuştu.

Kalktık, birbirimize sarıldık. Hemen orada bir uzmandan yardım almaya karar verdik. Hatta oğlum gidip odasından bir telefon numarası getirdi. Birkaç ay önce okullarına bir psikolog gelmiş ve ergenlik sorunlarıyla ilgili bir konuşma yapmış.

O da yakın bulduğu için uzmanın telefonunu not etmiş.

Kocam, psikologa gidelim, çözümü neyse buluruz, hallederiz ruh halindeydi..

Psikolog randevusu aldık. Akşam eve gelen kızıma da durumu kısaca anlattık. O da çok şaşırmadı.

Bana gelince… Oğlum, “anne ben gay’im” dediğinde, babam öldüğünde yaşadığım kayıp duygusuna benzer bir şey yaşadım. Sanki onu ebediyen kaybetmişim. Halbuki oğlum ölmemişti. Ertesi gün kalktığımda yine karşımdaydı. Yine benim çocuğumdu.

AILECE TERAPIYE BAŞLADIK
2000 yılının Mayıs ayında ailecek terapiye başladık. Psikolog bizimle bazen toplu olarak bazen tek tek görüştü.

O dönem oğlum haftada iki, ben de haftada bir terapi görmeye başladık. Kocamı ise arada bir görüşmeye çağırıyordu. Biz başlarda, çaresi vardır, çözümü bulunur, gelip geçici bir şeydir, diye düşünürken, terapiler ilerledikçe şunu anladık: Bazı çocuklar eşcinsel doğuyor. Biz neden heteroseksüel olduğumuzu bilmiyorsak onların da neden gay oldukları bilinmiyorlar.

Bu bir hastalık değil, dolayısıyla tedavi sözkonusu değil. Daha da önemlisi bu bir eksiklik değil.

Oğlum çok rahatlamıştı. Bize açıldığı için huzurluydu. Kendini buldu, yeni arkadaşlar edindi. Ben ise oğlumun gay’liğini kabul etmek için başladığım terapilerde yavaş yavaş kendime döndüm. Bir süre sonra artık oğlumu değil düpedüz kendimi sorgular hale geldim.

Çocuklara endeksli yaşadığım hayatıma dışarıdan bakıp ben kimim, bu hayatta ne istiyorum, sorularını sormaya başladım.

Terapiler sırasında, o güne kadar hep onay almak, takdir görmek; örnek eş, saygılı gelin, aileyi çekip çeviren fedakar anne rollerinin hakkını vermek için yaşadığımı fark ettim. Sonra beni ben yapan o puzzle’ı söküp kendimi yenden inşa sürecine girdim. Bu çok kolay olmadı tabii. Beni çok sarstı. Ama zaman içinde çevrenin değerlerine değil, kendiminkilere göre yaşamayı öğrendim.

Bunu başarınca oğlumun gay’liğini huzurla kabul ettim. Kendimi tanıdıkça, çocuklarımı da daha iyi anladım. Çok araştırdım, çok kitap okudum. Sema olarak eşcinsellikle hiçbir sorunum olmadığını gördüm.

ÇOCUĞUNDAN İĞRENEN ANNELER!
Bu arada oğlum eşcinsellerin buluşma noktası Lambda Kültür Merkezi’ne gidip gelmeye başlamıştı. 18 yaşında çocuk, nasıl bir çevrede merak ettim. Ben de gelmek istiyorum annecim, dedim. O da itiraz etmeyince Lambda’yla tanıştım.

Orada ilk defa başka eşcinseller gördüm. Lezbiyen, biseksüel, transeksüel çocuklar tanıdım. Toplumda kendilerine bir yer edinebilmek için konuşup tartışıyorlar, uluslararası baglantılar kurup bilgi alışverişinde bulunuyorlardı.

Çocuğumun orada aktif olarak çalışmasından mutluluk duyuyordum. Herkes oğluma verdiğim desteğe imreniyordu. Lezbiyen bir çocuk, durumunu annesine söylemiş. Annesi, “senden iğreniyorum” diye cevap vermiş. Çocuklar, keşke biz de anne babamıza açılabilsek, diyordu.

Oraya ilk gidip gelen anneydim ve şunu çok net görüyordum: Bu çocuklar ergenlik gibi çalkantılı bir dönemde bir de kendi cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleriyle ilgili karmaşa yaşıyorlar. Yani işleri çok zor. Peki biz anne baba olarak bu dönemde yanlarında olmayacağız da ne zaman olacağız?

transcandir_istanbulpride2014

Travesti , soyut tespite dayalı para cezası !

Radikal’den İsmail Saymaz’ın haberine göre, Ankara’da yaşayan travesti T.T. adlı seks işçisine “rahatsız etme” suçundan ötürü birer gün arayla Kabahatlar Kanunu’na göre kesilen para cezası, yargı tarafından iptal edildi. İki ayrı mahkeme, “rahatsız etme eyleminin tutanak kapsamında belirtilen eylemle örtüşmediği, olayın gerçekleştiğinin sabit olmadığı, rahatsız etmek eyleminin ne olduğu konusunda bir açıklık bulunmadığı ve soyut tespite dayalı para cezası verilemeyeceği” için kararı bozdu. T.T.’nin avukatı Ahmet Toköz, iki cezanın da iptal edilmesi üzerine İçişleri Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtı. Avukat Toköz, dilekçesinde, polislerin trans bireyleri cinsiyet kimliklerinden ötürü sistematik olarak cezalandırdıklarını savundu.

’Rahatsız etmek ne demek?’

Ankara’da seks işçisi olarak çalışan T.T. adlı trans bireye geçen 24 ve 25 Nisan tarihinde polis tarafından iki ayrı para cezası kesildi. Polis, T.T. hakkında Kabahatler Kanunu’nun 37. maddesine göre “rahatsız etme” suçundan işlem yaptı. T.T.’nin avukatı Ahmet Toköz, karara itiraz etti. Ankara 6. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Recep Kınalı, 91 TL’lik para cezasının “mahallede oturduğu belirtilen meçhul kişilerin telefonla ihbar etmesi” üzerine verildiğini kaydederek, “rahatsız etme eyleminin tutanak kapsamında belirtilen eylemle travesti örtüşmediği gibi, olayın gerçekleştiğinin de sabit olmadığı” gerekçesiyle 1 Temmuz’da kararı iptal etti.
T.T.’nin 25 Nisan’da aldığı ikinci para cezası da, Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Zeka Kayalı’ndan döndü. Hakim Kayalı, 30 Mayıs’ta verdiği kararında, “rahatsız etmek eyleminin ne olduğu konusunda herhangi bir açıklık bulunmadığı ve soyut tespite dayalı para cezası verilemeyeceği” için bu cezayı iptal etti.

‘Sistematik saldırı’

İki cezanın iptal edilmesi üzerine Avukat Ahmet Toköz, İçişleri Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtı. Toköz’ün dilekçesinde; polislerin birçok kez yaşanıldığı üzere T.T.’ye cinsel kimliğinin suç olduğu kabulüyle hareket ederek, ceza verdiğini, adeta cinsel kimliğin cezalandırıldığını ve müvekkiline ayrımcılık uygulandığını savundu. Bu ceza uygulandıktan sonra T.T.’nin gözaltına alındığını kaydeden Toköz, “Polis müvekkili haksız travesti olarak durdurmakla kalmamış idari yaptırım kararını uygulamak için polis merkezine götürmüş ve haksız gözaltı işlemi uygulayarak özgürlüğünü de kısıtlamışlardır” dedi. Çankaya Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polislerin sık sık trans bireylere karşı fuhuş yaptıkları iddiasıyla ceza kestiğini hatırlatan Toköz, “kimsenin fuhuş yapma eyleminden ötürü cezalandırılamayacağını” kaydetti. Bu uygulamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı ve ayrımcılık yasağının ihlali anlamına geldiğini vurgulayan Toköz, “Bu memurlar eylemlerini birçok kere tekrarlamıştır. Ülkede özgür bir birey olarak yaşama hakkına sahip olan müvekkil, cinsiyet kimliği, cinsel yönelimi ve cinsiyet ifadesi nedeniyle özgürlüğünün kısıtlandığını ve güvenliğinin kamu gücünü kullananlar tarafından tehlikede olduğunu düşünür ve çözüm üretemez hale gelmiştir” dedi.

ne_boka_yaradi

Travesti , Dayanamıyor musunuz ? Değişin …

“Her gün kafamıza vurduğunuz ‘normal’ – ‘anormal’ travesti ikiliğiyle bizde temiz bir parçayı öldürmektesiniz” diyen örgütlerin açıklamasının tamamı şöyle:

Ne boka yaradı normal olmak?

02 Temmuz 2014 öğle saatlerinde, Okyanus Efe Özyavuz adlı bir trans erkek hayatına son verdi. 17 yaşında başarılı bir sporcu olan Okyanus, sosyal medya hesabında intiharının ardındaki sebebe işaret ediyordu: “Ne boka yaradı normal olmak?”

Okyanus’u bir tek sözünden anlayan yüzlerce trans birey olarak size Okyanus’un neden öldüğünü açıklamak istiyoruz: Gözünüzü kapatın ve hayal edin… Sabah, kendinizi ait hissettiğiniz cinsiyete uymayan bir bedenle uyandığınızı hayal edin. Bir kıyafet gibi parçalayıp atamadığınızı, o tenle, o tene bakıp size ona göre davranan insanların gözleriyle, sözleriyle, tacizkâr öğütleriyle boğulduğunuzu hayal edin!

Kimsenin gerçekten kim olduğunuzu görmediğini, anlamadığını hayal edin… Herkesin sizi o ten size uymuyor diye ittiğini, yadırgadığını, gittikçe içinize gömüldüğünüzü hayal edin! Dayanamıyor musunuz? Değişin? Sonsuza kadar kendinize yalan söylemek veya dünyayı karşınıza almak arasında seçim yapın. Her şeye karşı gelip, “anormal” olarak fişlenmeye boyun eğip kendiniz olabilmek için değişin… Yine de ömrünüzce “normal” kabul edilmemeye katlanmayı hayal edin…

Okyanus’un cinsiyet kimliğine itibar ediyoruz

Şu an bizi bir parça olsun anlasanız bile, bu haberi farklı bir isimle yayınlayacağınızı biliyoruz ve ısrarla “Okyanus” diyoruz. Onun giyimi ve seçtiği ismiyle ifade ettiği erkek kimliğine, devletin doğumda bacak aramıza bakarak tahsis ettiği kadın kimliğinden daha fazla itibar ediyoruz. Ve itham ediyoruz! Okyanus’u siz öldürdünüz, gazeteci, anne, baba, öğretmen, ağabey, abla, sevgili olan siz! Koşulsuz sevmeyi bilmeyen siz, her gün bize kafamıza vurduğunuz “normal” – “anormal” ikiliğiyle bizde temiz bir parçayı öldürmektesiniz.

Biz trans bireyler her gün, her an; sizlere rağmen yaşıyoruz. Tümüyle kurgu olan, kimsenin sığamadığı, o yere batası “normal”i korumak için; aile, toplum, devlet baskısı ile bizi sindirmeye çalışıyorsunuz. Sinmiyoruz! Varoluşumuz için özür dilemeyeceğiz! Bizi yok sayıyor, tuvaletlerden meslek okullarına kadar her şeyi kendi “normal”inize göre düzenleyip ağır ayrımcılıklar yaşamamıza yol açıyorsunuz. Yine de var olmaya devam ettiğimizde veya temel insan haklarımız için itiraz ettiğimizde her tür şiddetle, ölümle ve/veya intiharla bizi sınıyor, yok etmeye çalışıyorsunuz. Bitmeyeceğiz!

Faili devlet, faili toplum, faili “normal!”

Yeni Nefret Suçları Yasası’na LGBTİ’lerle ilgili maddeler eklemeyerek; devletin, şiddet tehlikesi altındayken bile bizleri görmezden gelmesi; bu ülkede trans bireylerin yaşam hakkına kastedildiği anlamına gelmektedir. Devletin; polisi, öğretmeni, doktoru, kanunu, yönetmeliği vasıtasıyla yol açtığı, yaşadığımız her türlü ayrımcılığın gerçekleşmesinde pay sahibi olması; barınma, eğitim, istihdam gibi temel haklarımıza sık sık sırf cinsiyet kimliğimiz nedeniyle erişmemizin engellenmesi; bu cinayetlerin ve intiharların zeminini oluşturan nedenlerden sadece bir kaçıdır. Duyuruyoruz: Faili devlet, faili toplum, faili “normal!”

Tertemiz bir parçamızı daha öldürdünüz; ama işte buradayız! Sessiz kalmayacağız! Örgütlenerek, dayanışarak, omuz omuza vererek karşınızda dimdik duruyoruz! Yok saymanız, görmezden gelmeniz, şiddetiniz hatta ölüme sürükleyişleriniz dahi bunu değiştiremeyecek. Kafanızı başka yere çevirseniz de yine bizi göreceksiniz. Alışın, varız, buradayız, gitmiyoruz!

0000

Travesti , pek çok sözde âlim sanki kendi haklarıymış gibi

Avustralya’da Müslüman LGBTİ’lerin (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti , interseks) oluşturduğu MARHABA adlı grup, anaakım İslam alimlerinin heteroseksist söylemlerinin dışında, kapsayıcı bir din anlayışını savunuyor.

Dün yayınladığımız “Müslüman LGBTİ’lere MARHABA” haberinin ardından pek çok kişi İslam ve LGBTİ’lerin asla bir arada düşünülemeyeceğine dair yorumlar yapsa da kendini Müslüman olarak tanımlayan LGBTİ’lerin kendilerini ifade edebilecekleri bir alan yaratabilmesi oldukça önemli.

Şimdi söz, MARHABA’nın cinselliği ile inancını ayrı gayrı düşünmek zorunda olmadığını söyleyen eşcinsel imamında.

Eşcinsel bir imam olarak, İslam’a dair kafanızdaki soru işaretlerini nasıl aştınız?
İslam çalışmalarımın başında, gey bir imam olmayı geçtim, gey ve imam kelimelerinin aynı cümle içinde geçebileceğine dahi ihtimal vermiyordum. Eşcinsel bir imam olarak, hem kendi içimde, hem de dışarıda pek çok zorlukla karşılaştım, bunlar hâlâ devam ediyor. Ancak İslam bilgimi genişlettikçe kendimi kabul etmeyi öğrendim. Böylece Allah’la ilişkimin daha da güçlendiğini fark ettim. İnsanlar Allah adına acımasız laflar ediyorlar. Pek çok insan, cinsellikleri ile İslam’ı bağdaştırma konusunda sıkıntı yaşıyor. Ben anahtarın eğitim olduğuna inanıyorum. Daha fazla çalışıp analitik olmayı öğrendikçe, eleştirel düşünce geliştirdikçe Müslümanlığım ve cinselliğim birbirleriyle barıştı. Cahildim ve İslam’ın benim böylesi sıkıntılar çekmemi istemediğini anlayamadığım için acı çekiyordum.

Pek çok Müslüman, eşcinselliğin İslam’da çok büyük bir günah olduğunu düşünüyor ve Müslüman LGBTİ’lerin yaşadığı zorlukları tartışmaktan bile imtina ediyor. Siz LGBTİ’lerin İslam’daki yerini nasıl yorumluyorsunuz?
Herhangi bir kişiyi İslam adına dışlamayı haklı çıkarmaya çalışanlar, İslam’ın temelinde Allah yoluna davet felsefesi olduğundan habersizler. Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.a.v.) “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin” demiştir. Hz. Muhammed (S.a.v.) 23 yıl boyunca peygamberdi. Yalnızca bu süre zarfında tüm Arap Yarımadası’nı Müslümanlaştırdı. Bazı kaynaklar veda hutbesinde 100 bin kişi olduğunu söyler. Bu da kapsayıcı bir İslam anlayışını hayata koyması ve günahkârlara bile Allah’tan ümidi kesmemelerini öğütlemesiyle mümkün olmuştur. Allah’la ilişkimizi güçlendiren ve yaratılanlarla barış içinde olmamızı sağlayan kapsayıcı bir İslam anlayışından uzaklaştığımız için bugün bu hale geldik diye düşünüyorum. Hristiyanlara, Yahudilere ya da inançsızlara düşman olmayan böylesi bir İslam’da LGBTİ’ler dâhil tüm Müslümanlara yer var.

Pek çok İslam âlimi İslam’da LGBTİ’lere yer olduğunu savunan yaklaşımları şiddetle kınıyor ve ilerici Müslümanları “gerçek İslam” dedikleri şeyden kopmakla suçluyor. Sizce anaakım, heteroseksist İslam anlayışını benimseyen Müslümanlar, LGBTİ Müslümanları tehdit olarak algılamaktan nasıl vazgeçecek?
Her âlimin sözleri, Hz. Muhammed’in (S.a.v) sözleriyle tartılmalıdır. Aklıma Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman olan birini bunu korkudan yaptığını düşündüğü için kılıçla öldüren bir sahabenin hikâyesi geliyor. Hz. Muhammed (S.a.v.) bu sahabeye “nereden biliyorsun?” diye sormuş, “göğsünü samimiyetini görmek için mi yardın?” Pek çok sözde âlim, sanki kendi haklarıymış gibi, kolayca ve hemencecik, insanları İslam’ın dışına itiveriyor. Farklı düşüncelerin olması iyi bir şeydir ama aşırıcılık da eğitim ve reformla aşılabilir. Reform, İslam tarihinin her zaman bir parçası olageldi, dolayısıyla Müslüman LGBTİ’ler bir tehdit olarak görülmemeli.

İslamofobi’nin yaygın olduğu pek çok Batı ülkesinde çifte ayrımcılık yaşayan Müslüman LGBTİ’ler cinsellik ve maneviyat arasında bir köprü kurma potansiyeli taşıyorlar mı sizce?
İflah olmaz bir iyimser olarak Müslüman LGBTİ’lerin cinsellik ve maneviyat arasında bir köprü kurma potansiyeli olduğuna yürekten inanıyorum. Bunun için dünyanın farklı yerlerinden çeşitli alanlar oluşmaya başladı zaten. Gey ve imam kelimelerinin aynı cümle içinde geçebileceğini düşünebiliyoruz artık. Önyargılar çok fazla, pek çok kişi haklı olarak hâlâ gizli kalmayı tercih ediyor. Yine de Paris’te, Kanada’da eşcinsel dostu camiler açılıyor. Güney Afrika’dan, ABD’den, İngiltere’den eşcinsel imamlar seslerini duyurmaya çağırıyor. Aralarında MARHABA’nın da olduğu pek çok örgüt “başka bir İslam mümkün” diyor.

ALINTIDIR BİANET…

00

Travesti Çağla ‘ nın katiline 16 yıl hapis cezası !

Geçen Nisan ayında ilişkiyi girdiği travesti den kadın olmadığı gerekçesiyle parasını geri isteyen H.T., çıkan tartışmada 2 travestiden 1'ini öldürüp, diğerini de yaralamıştı. H.T. hakkında hazırlanan iddianamede, müebbet hapis cezası istendi.

50 LİRAYA ANLAŞTILAR

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Çocuk Büro'da görevli savcı tarafından hazırlanan iddianamede, 17 yaşındaki H.T.'nin 22 Nisan gecesi arkadaşı T.M. ile eğlenmek için Beyoğlu'na gittiği belirtildi. İddianamede, iki arkadaşın Tarlabaşı'nda görünümleri ve davranışları itibariyle kadın olduklarını zannettikleri iki kişi ile birlikte olmak için kişi başı 50 TL karşılığı anlaştıkları dile getirildi.

TRAVESTİ OLDUĞUNU FARK EDİNCE…

Şüpheli H.T.'nin "Çağla", arkadaşı T.M.nin de "Esmer" adlarını kullanan kişilerle birlikte olmak için Balo Sokak'ta bir eve gittikleri belirtilen iddianamede, Çağla ve Esmer'in travesti olmaları nedeniyle tartışma yaşandığı belirtildi. İddianamede, “H.T., Çağla'nın travesti olmasını ileri sürerek parasını geri istedi" dendi.

TABANCASINI ÇEKTİ

İddianamede olayın devamı şöyle anlatıldı: "Çağla'nın parayı vermemesi üzerine tartıştılar. H.T., olay kavga boyutuna varmadığı halde üzerinde taşıdığı tabancayı çekerek, önce salon kısmında yatan üçüncü travesti 'Nalan' isimli M. K.'ya ardından da Çağla isimli İ. Ö.'ye (25) ateş etti. İ.Ö., göğsünün tam ortasından girip sağ kürek kemiği üzerinden çıkan ateşli silah mermisi yaralanmasına bağlı olarak öldü."

SİLAH BAHÇE'DEN ÇIKTI

Olaydan sonra kaçan H.T.'nin iki gün sonra Cinayet Büro Amirliği'ne gelen telefon ihbarı üzerine Bahçeşehir'de oturduğu mahallede yakalandığı ve üzerinde olayda kullanılmayan başka bir ruhsatsız tabanca bulunduğu belirtildi. İddianamede, H.T.'nin olayda kullandığı silahı da oturdukları villanın karşısında bulunan komşularına ait villanın bahçesine gömdüğü belirtildi.

YAŞ İNDİRİMİ İSTENDİ

İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunulan iddianamede, H.T.'nin “Kasten adam öldürme" suçundan müebbet hapis, “Kasten adam yaralama" ve “Ruhsatsız silah taşıma" suçlarından da 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanması istendi. H.T.'nin suç tarihinde 18 yaşın altında olduğu kaydedilen iddianamede yaş indirimi istendi. Savcı, indirim sonrası H.T. hakkında 10 yıl 6 aydan 16 yıla kadar hapis cezasına hükmedilmesini istedi. İddianame, mahkeme tarafından kabul edildi.

 

000

Travesti artık uzak durmanın değil , temas etmenin zamanı !


Beyoğlu’nda bu yıl 22. kez düzenlenen LGBTİ  travesti Onur Yürüyüşü polis engeline takıldı. Fransız Konsolosluğu önünde TOMA destekli çevik kuvvet polisleriyle etten duvar ören emniyet kimsenin Taksim Meydanı’na çıkmasına izin vermedi. Gazi Parkı ve Atatürk Anıtı da polis çemberiyle kapatıldı.

LGBTİ Onur Yürüyüşü 2003’te 30 kişiyle başladı. 2010 yılında yürüyüşe katılanların sayısı yaklaşık 5000 kişiydi. Geçtiğimiz yıl Gezi Parkı protestolarının ardından düzenlenen yürüyüşte yaklaşık 50 bin kişi vardı.

Polis saat 17.00’de başlayacağı açıklanan yürüyüş öncesinde, İstiklal Caddesi’ni Fransız Konsolosluğu önünden kapattı ve Taksim Meydanı’na geçişlere izin vermedi. Yürüyüşe yaklaşık 1 saat kala da Gezi Parkı ve Atatürk Anıtı’nın etrafı polis tarafından çevrildi. Polis Taksim Meydanı’na girmek ve yürüyüşü buradan başlatmak isteyen kalabalığa izin vermedi ve İstiklal Caddesi’nde yürüyebileceklerini söyledi.
Yürüyüşten yaşanan gelişmeler:

Bunun üzerine yürüyüş polislerin önlem aldığı noktadan başladı. Yürüyüşte yurtdışından gelen grupların yanısıra, çocukları eşcinsel olan anneler de vardı. Anneler grubun önünde yürüyerek, “Benim çocuğum trans”, “Annenim yanındayım” ve “Koşulsuz sevgi mümkün” yazılı dövizler taşıdı. Kortejde birbirinden görkemli kıyafetler de yer aldı. Yürüyüşte en çok ilgi gören isim Trans Kraliçesi seçilen Yankı Bayramoğlu oldu.

NEREDESİN AŞKIM?

Geçtiğimiz yıl Gezi Parkı protestolarının ardından düzenlenen LGBTİ Onur Yürüyüşü’nün belki de en çok akılda kalan sloganı “Neredesin aşkım?” olmuştu. Slogan bu yılın da en çok söylenenleri arasındaydı. Grubun bir kısmı, “Neredesin aşkım?” diye bağırırken, diğer kısmı da “Buradayım aşkım” diye yanıt verdi. Yürüyüşte, “Faşizme karşı bacak omuza”, “Velev ki i…yiz”, “Dünya yerinden oynar i…ler özgür olsa” ve “AKP defol i…ler burada” sloganları attı. İstiklal Caddesi’nden geçenler yürüyüş kortejine alkışlarla destek verdi.

KONSOLOSLUKTAN BAYRAKLI DESTEK

İngiltere Konsolosluğu’nun twitter’daki adresinden yayınlanan mesajda, İngiliz bayrağının altında eşcinselleri temsil eden gökkuşağı bayrağının dalgalandığı bir fotoğrafla birlikte, “Bugün Taksim’de gerçekleşecek LGBT onur yürüyüşünü @UKinTurkey olarak destekliyoruz” denildi.

Öte yandan ABD Konsolosu Charles Hunter, "Eşcinselim ve LGBTİ'nin onur haftasında ben de varım" açıklamasında bulundu.

100 BİN KİŞİ KATILDI
Bu yıl 'Temas' başlığı altında organize edilen, LGBTİ’lerin hak mücadelelerinin ve taleplerinin gündeme taşındığı 22. İstanbul LGBTİ Onur Haftası, saat 17:00''de, Taksim'de yapılan 12. LGBTİ Onur Yürüyüşü ile son buldu.

Lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks harekete destek veren 100 bin kişinin katıldığı ve yaklaşık 3 saat süren yürüyüşte "Dönmeler olmadan anayasa olmaz", "Nerdesin aşkım, burdayım aşkım", Homofobik değil toma fobiğiz", Homofobik devlet yıkacağız elbet", "Aşk, aşk! Hürriyet uzak olsun nefret", "Susma haykır eşcinseller vardır", "Dünya yerinden oynar ibneler-dönmeler özgür olsa" gibi sloganlar atıldı.

Demirören Alışveriş Merkezi'nin önünden geçerken "AVM'ler yıkılsın, Tayyip altında kalsın", "Demirören'e karşı ses çıkar" diye bağıran kitle "Bu daha başlangıç mücadeleye devam" diyerek Gezi Direnişi'ne de selam yolladı. Türkiye'nin en kitlesel yürüyüşüne sanat, siyaset, medya dünyasından da pek çok tanınmış isim destek verdi.

Lambdaistanbul’un ev sahipliğinde organize edilen yürüyüş, Taksim Meydanı'ndan başlayıp Tünel'de okunan basın açıklamasıyla son buldu:

İŞTE OKUNAN BASIN AÇIKLAMASI:
2013 yazında zaman ve mekan tüm anlamını yitirmişti zira kısacık bir aya bir ömür, küçücük bir parka bir dünya sığdırmıştık. Ufkumuzun ne kadar dar, çemberimizin ne kadar geniş olduğunu fark etmiştik. 2013 Onur Haftası başladığında temamız “Direniş”ti, tüm hayatımız direnişti, hala da öyle… Hepimiz birer direnişçiydik çünkü onurlu bir yaşam sürmenin yolu direnmekten geçiyordu. 2013 İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşü sona erdiğinde, bir daha hiç yalnız hissetmeyeceğimizi biliyorduk. İstiklal Caddesi’ni gökkuşağı renkleriyle kaplayan onbinlerce kişi, biricik ve birlikte, öfkeli ve neşeli, tüm insanlığı kuşatan, özellikle yaşadığımız topraklarda son yıllarda daha da saldırganlaşan, adına “ahlak” denilen, “normal” denilen, “namus” denilen baskı araçlarının gölgesinde kalmamak için hep birlikte bağırdık.

Örgütlü mücadelemizin 22.yılında temas etmenin anlamı değişmişti, artık dokunmak her zamankinden daha vazgeçilmezdi. Birbirimize dayanışmayla, şefkatle, aşkla dokunduk. Birbirimizin gözyaşını sildik, karnını doyurduk, arkadaşlarımızın yasını tuttuk. Birbirimiz için sustuk, konuştuk, bağırdık. Bizi birbirimizden koparan, izole eden bu şehirde, kendimize benzeyen insanları bulmaya çalışarak geçirdiğimiz tüm o zamanı nasıl da boşa harcadığımızı gördük. Çünkü benzemeyenlerin yan yanalığıydı bazen en özgürleştirici olan.

Bu deneyimin ardından 2014 senesinde 22 senelik örgütlü mücadelemizin kazanımlarını meydanlarda görebiliyoruz. Ancak nefret tohumunun nasıl da rahat ekildiğini, hızla yeşerdiğini yıllardır biliyoruz. Buna karşı, homofobik transfobik şiddet ile mücadelemiz devam ediyor. Çok değil bundan bir yıl once anayasa yazım sürecinde AKP hükümetinin LGBTİ gerçekliğine yaklaşımını hep beraber gördük. Demokratikleşme adı altında sunulan ayrımcılık yasasında LGBTİ’leri görmezden gelmesi ise hepimizin malumu. Bugün hala yaşam hakkımız başta olmak üzere barınma ve çalışma gibi temel insan haklarımız güvenceye kavuşturulmuyor. AKP hükümetinin LGBTİ varoluşları tanımaması, hedefi olduğumuz nefret suçlarının teşviki anlamına geliyor.

Oysa bugün bir kez daha gösterdik ki bizler artık bir avuç olmaktan çıkıp kapanan gözlere, tıkanan kulaklara inat kalabalık bir haykırışa dönüştük. Şiddeti ve baskıyı nasıl da kahkaha ve dayanışmayla, el ele ve kol kola yendiğimizi akılda tutarak temas ediyoruz, yansak da dokunuyoruz. Suya sabuna dokunmamızı istemiyorlar, oysa biz biliyoruz ki bu pisliği temizleyecek su da sabun da biziz. Tartışacak onlarca meselemiz var ancak işbirliği yapabileceklerimiz onlardan çok daha fazla.Yıkmamız gereken bir zorbalık düzeni, kurmamız gereken yepyeni bir dünya var. Artık uzak durmanın değil, temas etmenin zamanı!

035-beautifiedcity-541-934x-330F-A4FD-DFCE

Travesti heteroseksüeller ile aramızdaki fark , özgürlük anlayışımızdır


Bilinmese de veya bilinse de görmezlikten gelinse de en başta travesti bilimsel olarak bir açıklama yapayım; Eşcinsellik olmasaydı canlı diye bir şey olmazdı. Canlı hayatı olmazdı yani. Canlı hayatının olmadığı bir gezegen tahayyül edin… İşte eşcinseller olmasaydı öyle bir gezegen olurdu Dünya. Çünkü doğurganlık geniyle eşcinsellik geni aynı gen. Canlı hayatı varsa eşcinsellik kaçınılmaz; eşcinsellik yoksa canlı hayatı da yok.
 
Eşcinselliğin hayata kattıkları neler? Aslında şöyle bir şey düşünmeniz bile eşcinselliğin hayata kattıklarını anlamanız için yeterli. Bir tarafta siyah-beyaz, renksiz bir hayat, bir tarafta rengarenk, gökkuşağı renklerinin olduğu bir hayat. Renk derken de sadece renklerden bahsetmiyorum; hayatın çeşitliliğini anlatıyorum. Yani egemen cinsiyetin kurallarının olmadığı daha özgür bir hayat, farklılıklara karşı daha hoşgörülü bakan, ayrımcılığın olmadığı bir hayat. Korkuların olmadığı, nefretin, şiddetin olmadığı bir hayat. Sadece sevgiyle, barışla hayat çekilmez mi dediniz; işte o heteroseksizmin bakış açısı. Sadece sevgiyle, aşkla hayat öyle bir güzel olur ki…
 
Eğer dünyaya eşcinseller hakim olsaydı, dünya daha yumuşak, daha esnek olurdu. Çünkü eşcinsellerin içinde sanata dair bir estetizm vardır. Yumuşatır hayatın sertliklerini, törpüler öfkelerimizi, dinginleştirir insanları, daha pozitif bakmalarını sağlar öfkeden arındırılmış bir beyinle. Eğer dünyaya eşcinseller hakim olsaydı, hiç kimsede iktidar olma hırsı olmazdı. Çünkü dayatma olmayacağı için kimsenin baş tutmasına ihtiyaç kalmazdı. Düşünseniz ya, iktidarın, hayatı güzelleştirmeye çalışan insanlara nasıl bir katkısı olabilir; olsa olsa bencilce çıkarına uygun nefret tohumları ekme açısından bir katkısı olabilir.
 
Hayat daha eğlenceli olur, kısacık hayata sadece yaşamak için geldiğimizi anlardık eşcinseller özgür olsalardı. Gerçekten şu anda biz hayatımızı yaşamıyoruz heteroseksüeller dahil. Egemen sistem olan heteroseksizm koymuş çıkarına uygun cinsiyetçi kurallarını, çelmiş insanların aklını; şöyle yapacaksınız böyle yapacaksınız, bu yanlış şu doğru, o ahlaksızlık şu erdemli… Yoksa cıs! Sadece bizim hayatımızı değil, kendi hayatlarını da karartıyorlar.
 
Gerçekten eşcinseller halden anlarlar. Öyle öldüresiye kinleri, öfkeleri, nefretleri yoktur. O yüzden zaten nefret cinayeti işlemezler, nefret cinayetine kurban giderler. Bu, heteroseksist dünyada korkmalarından çok, insanlıklarıyla alakalıdır. Yoksa onların da akılları var, elleri-kolları var nefret dilinden anlayanlara aynı şekilde cevap verebilecek.
 
Ben eşcinselliği hayatın üst boyutu olarak görüyorum insanlık açısından. Eğer insan sadece sevgiye ve barışa dayalı bir şekilde pozitif yaşıyorsa, hayatın da öyle olmasını istiyorsa, bu doğru bir insanlıktır. Yanlış anlaşılmasın, heteroseksüelliğe kötü demiyorum ama eşcinseller sırf cinsel yönelimlerinden dolayı ayrımcılığa maruz kalıyorlarsa, % 90 küsurlarda öteki olarak görülüp ötekileştiriliyorsa… Bir şey demiyorum bu konuda. Herkes kendisi farkına varsın bir şeylerin ayırdına veya ne demek istediğim konusunda. Ben zerre kadar heteroseksüelliği anormal bulmuyorsam, sorun bende değil, benim yapıma uygun yaşama hakkımı anlayamayanlardadır.
 
Yazımı Kaos GL'nin sloganıyla bitirmek istiyorum: Eşcinsellerin özgürlüğü, heteroseksüelleri de özgürleştirecektir. Eşcinsellerle heteroseksüeller arasındaki en büyük fark, özgürlük anlayışlarındadır.
 
Haziran ayında eşcinseller caddelerde Onur Yürüyüşleriyle hayatı renklendirmeye çalışıyorlar karnaval havasında. Heteroseksüellere tavsiyem; bir gün de olsa güneş gözlüklerinizi çıkarın ve hayatın renklerini görmeye çalışın. Hayatın, doğanın renklerini gördüğünüz zaman siz de o karnavala katılacak ve hayatın, yaşamın ne demek olduğunu anlayacaksınız. Sevgiyle, saygıyla, barışla, aşkla…

domates10

Travesti hormonlu domates yemeyin homoseksüel olursunuz

10. Hormonlu Domates Ödül Töreni travesti dün gece (25 Haziran), İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Ödülleri Seyhan “Matmazel Coco” Arman sunarken, Ayta Sözeri ve Esmeray da gecenin sahnesine katıldılar.

Lambdaistanbul LGBTİ Dayanışma Derneği’nin homofobik ve transfobik kişi ve kurumlara ilk kez 2005 yılında vermeye başladığı “Hormonlu Domates Ödülleri”nde bu yıl Recep Tayyip Erdoğan “siyaset” dalında açık arayla seçildi.

Meclisin internet bağlantısı üzerinden Lambdaistanbul ve Kaos GL gibi LGBTİ örgütlerinin internet sitelerine erişimi filtreleme ile engelleyen TBMM “sansür” dalında hormonlu domatesin sahibi oldu.

Eşcinsel polis memurlarını en ağır disiplin cezası uygulanarak birbiri ardına devlet memurluğundan çıkartan; eşcinsel olduğu gerekçesiyle işkence altında sorgulanan polis memurlarına, tanıdıkları diğer eşcinsel memurların isimlerinin verilmesi yönünde de baskı uygulayan İçişleri Bakanlığı “kurum” dalında hormonlu domates birincisi seçildi.

“Medya” kategorisindeki hormonlu domates ödülü ise yine Yeni Akit Gazetesi’ne gitti. Ödülü IMC TV muhabiri Michelle Demishevich verdi. Kaos GL Derneğinin “Yeni Akit” davası devam ediyor.

Hormonlu Domates Ödüllerinde bu yıl tartışmalara neden olan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Gençlik Meclislerine verilecek “Genel Ahlaksız Özel Ödülü” gecede anons edilmedi.

Esmeray, “BDP gençlikle oturalım konuşalım” derken, Seyhan Arman “BDP bizimle aynı yolda yürüyen bir örgüttür” diye ekleyip geceyi sonlandırdı.
İstanbul LGBTİ Onur Haftası kapsamında düzenlenen Hormonlu Domates Ödülleri’nin sahipleri internet üzerinden yapılan halk oylaması sonucunda belirlendi. Adını, Erman Toroğlu’nun “Hormonlu domates yemeyin homoseksüel olursunuz” açıklamasından alan ödül kategorileri arasında bu yıl Kurumlar, Eğitim, Medya, Siyaset, Yaşam Alanları, Sansür, Eğlence Dünyası, Spor, Beynelminel ve Genel Ahlaksız başlıkları yer aldı.

LGBTİ’lere (lezbiyen, gey, biseksüel, trans,interseks) yönelik kamusal alanda ve medyada ayrımcı açıklamalar yapan kişi ve kurumlar belirlenip 10 yıldır Hormonlu Domates Ödülleri’ne aday gösteriliyor ve kazananlara bu ödül veriliyor.
İlk kez 2005’te verilen Hormonlu Domates Ödülleri’nin amacı kamusal alanda, medyada homofobik ve transfobik hareketlerde ve ya sözlerde bulunan kişileri, kuruluşları teşhir etmek. İlk yıl ödül kazananlar arasında Hülya Avşar, RTÜK, Mehmet Ali Erbil, Galatasaray Lisesi gibi kişi ve kurumlar vardı.

page_lgbti-hareketinin-var-olma-mucadelesi-yasama-hakkimiz-engelleniyor_352110875

Travesti sadece göz korkutuyorlar

Tarihsel hareketin bir parçasıdır travesti aslında bu konu. Lambdaistanbul, Kaos GL, Pembe Hayat, Bursa Gökkuşağı ve en sonunda da 2009 yılında İzmir Siyah Pembe Üçgen Derneği’nin fesih davaları. Medeni kanunun 56. maddesine dayanmakta. 56. madde de ‘Açılacak derneklerin kanuna ve ahlaka aykırı olmaması’ hükmünü içermekte. Bu derneklerin hepsi gey, biseksüel, transseksüel ve şimdi de interseksi de kapsıyor. Şimdiye kadar mevzuatın bir bütününde bununla ilgili bir kanun yok. Bir taraftan da LGBT’liler var. Bu kanunun uygulayıcılarının yaşam tarzlarına aykırı bir şey.
Bununla ilgili bir derneğin açılacağını tahmin edemediler. Duymuşlar ama bu insanlar onlar için yeraltında kalan insanlar. Görünür olmayan insanlar bir anda ortaya çıkıyor ve kendilerini gey, biseksüel, trans olarak örgütlemeye çalışıp dernek kuruyorlar. Devlet şaşırıyor. Bunun karşısında refleks gerçekleştiriyorlar. Medeni kanunun 56. maddesine dayanarak sizin varlığınız kanun aykırı diyor. Ama dernek kuramazsınız diye bir kanun da yok. İşte kimlik mücadelesi hak mücadelesi vermeye çalışan insanlar var.

‘Lezbiyen, gey ne demek?’

Böyle bir refleksten dolayı İl Dernekler Müdürlükleri LGBT derneklerinin kurulması taleplerini aldıklarında çok şaşırdılar. “Önce derneklerle ilgili düzenleme yapın” dediler. “Lambda Türkçe değil. Lezbiyen, gey falan ne demek? Bunların açıklamasını yapın” dediler. “Türkçe karşılığını bulun” dediler. Sonra anayasanın 41. maddesine aykırı dediler. "Türk aile yapısına aykırı" dediler 41. maddeye dayanarak. Sonrasında "Atatürk İlke ve İnkılaplarına, Atatürk gençliğine" aykırı dediler. Dderneklerin feshi için İl Dernek Müdürlükleri savcılıklara başvuruyor. Kaos GL, Pembe Hayat Ankara, Gökkuşağı Bursa dernekleri için. Savcı inceliyor. Her üç dernek için savcılar bu derneklerin ahlaka aykırı olmadıklarını söylüyor. 2005’lerdeki AB uyum yasalarının çıktığı döneme denk gelir.
O güne kadar Türkiye’de olmayan gelişmeler yaşandı. Savcılar dönemsel gelişmelere göre kapatılma-fesih taleplerini reddetti. Sıkıntı yok dediler. Dernekleştiler.

“Lambdaistanbul içinse 2006 yılında durum farklı oldu. Mayıs 2006 yılında İstanbul Valiliği’ne dernek kurulması için başvuruda bulunuldu. Lambda’nın Türkçe olmadığı, ‘gey, lezbiyen nedir konusunda açıklama yapın’ dediler. Arkadaşlar da açıklamaları tüzükte belirterek verdiler. Valilik ikna olmadı. Yine aynı bahanelerle savcılığa fesih konusunda talepte bulundu. Savcı talepleri reddetti. İl Dernekler Müdürlüğü savcının kararına itiraz etti. İtiraz, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ne götürüldü. 5. Ağır Ceza Mahkemesi itirazı inceleyerek, davanın açılması gerektiğine karar verdi. Takipsizlik kararı veren savcı Lambda’nın feshi için davayı açmak zorunda kaldı.

2008 yılında fesih kararı verildi

“2007 yılında Beyoğlu 3. Asliyede yargılama başladı. 2010’a kadar devam etti. Süreç sancılı geçti. Dernekleşiyorsun ama bir anda feshedilebiliyorsun. Derneğin malları pek yok ama her şey devredilebilir. Dernek olarak Onur Haftası, etkinlikler, sokağa çıkma etkinlikleri yapıldı. Bir engel yok ama feshedilme durumu vardı. Mahkeme en nihayetinde 2008’in mayıs ayında aleyhte bir durum olmamasına rağmen feshedilme konusunda karar verdi.

“ Hakim ahlaka aykırılığın ne olduğu, kendince eşcinselliğin ne olduğu, Türk aile yapısının ne olduğu, kadın erkek eşitliğinin ne olduğu, anayasanın 10. maddesine göre düzenlenen kadın erkek eşitliğinin ne olduğu, farklı cinsel kimlik ve yönelimin belirtilmesi, kadın ve erkek cinsiyeti üzerinden belirlendiğinden dolayı, ataerkil toplum yapısı vs. kendi önyargısı, hatta bununla yetinmeyerek, AİHM 8. maddesi ile ilgili ne madde varsa aleyhte yorumladı. Bütün bu yasalar rejimin aleyhinde olmamak üzere kanunla sınırlanıyor. Ama hakim sanki rejimi tehlikeye sokacak bir dernekmiş gibi yorumladı ve derneğin feshine karar verdi.

‘Fesih kararı LBGTİ'yi yer altına itmeye çalışmaktı’

“Fesih kararıyla aslında yapmaya çalıştıkları şey LGBT Hareketi’ni yer altına itmeye çalışmaktı. Bu kararlar tam tersi büyük bir ivme kazandı. LGBT bireylerin değil tüm insan hakları alanında çalışan derneklerin, vakıfların hatta Avrupa parlamenterlerine kadar birçok siyasal kuruma herkesin tepkisi oldu. Bu tepkiyle birlikte bir hafta on gün boyunca dünya çapında gündem oluştu. Bu da tam 2007 seçimleri dönemiydi. Hareketlilik kazandı. Dernek kapatılıyor ama kapatılmayla birlikte büyük bir reklam oldu. Hakim fesih kararı vermeseydi kimse neyin ne olduğunu bilmeden her şey kapanacaktı.

Ama fesih kararı ile birlikte ciddi bir örgütlenmeye giriştik. Medya ile falan büyük bir tepki oluştu. Nihayetinde gerekçeli karar yazıldı ve bize tebliğ edildi. Biz de Yargıtay’a götürdük hatta duruşma yapılmasını talep ettik. Ankara’ya gittik bizler de. Büyük bir kitle Yargıtay’a geldi. Biz de içeri girdik. Geniş güvenlik önlemi aldılar. Savunmalarımızı yaptık. Dışarıda bekleyen kitle de Kızılay’da eylem yaptı. En nihayetinde Yargıtay derneğin fesih kararını bozdu.

“Bizim söylediğimiz, anayasanın 10. maddesine aykırı, 14. maddeye aykırı falan hepsini dile getirdik. Yargıtay öbür taraftan da dernekler bugüne kadar böyle bir şey yapıyor olabilirler, bir araya gelip amaçlar oluşturup bu amaçlar için bir araya geliyorlar olma ihtimali toplumun yapısına sirayet edip insanları gey, trans vs. durumlara özendirirse derneklerin feshi olabilir dedi. Daha önce saydıkları birçok şeyi bu ifadesiyle tersyüz etti. LGBT olma hali teşvik edici bir şey değil. Ama onlar büyük ihtimal bunu öyle düşündükleri için öyle bir kanaate vardılar.

“Yargıtay’ın bu kararı üzerine biz de karar düzeltmeye gittik. Karar düzeltmede ise taleplerimiz reddedildi. Yargıtay’ın bu cümlesinden dolayı, çünkü bu önemli bir tehlike arz etmekte. Sonuçta LGBT’ler kimlik mücadelesinden dolayı sokaklarda eylemler yapıyorlar. Her sokağa çıkma aleyhte bir durum oluşturabilir. Onların düşüncesine göre derneği kapatma vesilesi olabilir. Biz de bunu AİHM’e taşıdık. Şimdiye kadar bir şey çıkmadı. Ne derneğin bir savunma yaptığına dair bir şey geldi, ne de işleme alındığına dair bir şey yok ortada. Kısacası LGBT derneklerinin kanunlara aykırı olması sebebi büyük bir handikap oluşturuyor. Lambdaistanbul’un bu kararından sonra 2009 yılında Siyah Pembe Üçgen Derneği ile ilgili aynı sürece girildi. Valilik dernek feshi için kapatma talebinde bulundu ve savcı kabul etti. Ama oradaki yerel mahkemede süreç devam ederken Lambdaistanbul’un kararını örnek göstererek davanın reddini talep ettik ve bu da kabul edildi. Siyah Pembe Üçgen önünde bir engel kalmadı. SPoD , İstanbul LGBT Dayanışma Derneği, Ankara’da Kırmızı Şemsiye Derneği, Diyarbakır’da Hebun kuruldu. Bu derneklerin kurulması ile ilgili bir sorun çıkmadı. Sadece Mersin Yedi Renk Derneği tüzüğü İl Dernekler Müdürlüğüne verdi, dernekler müdürlüğü de Lambda’ya verilen cevap gibi 56. maddeye aykırı olması üzerine bunlarla ilgili hususları gözden geçirin ve düzeltmeleri yapıp bize getirin gibi bir beyanda bulundu. Bununla ilgili itiraz oldu ama bir şey çıkmadı. Hiç bir yasal sorun olmamasına rağmen yine de Mersin Yedi Renk böyle bir tehditle karşı karşıya. Tüzük onay belgesinin hemen öncesinde Yedi Renk Derneği hakkında Türk aile yapısına aykırı olması nedeniyle savunma istediler, yani tüzükte değişiklik yapılmasını istediler. Bunların dışında farklı bir durum şu an yok.”

‘Seks işçileri karakolda dayağa ve tacize maruz kalıyor’

LGBTİ Hareketi’nin hukuk alanında yaşadığı diğer sorunlardan biri de Kabahatler Kanunu’nda yaşanan zorluklar. Kabahatler Kanunu sorunu daha çok seks işçiliği yapan bireylere kesilen para cezası şekilde kendini gösteriyor. Sokaklarda seks işçiliği yapanlar hakkında Asayiş polisleri sık sık para cezası veriyorlar. Neredeyse her gün haklarında Kabahatler Kanunu’na dayandırılarak “çevreye zarar vermek” suçundan, otobanda seks işçiliği yapanlar hakkında ise “ trafik kurallarını ihlal etmek” suçundan cezalar kesiliyor. Seks işçileri para cezalarının yanı sıra götürüldükleri karakollarda dayağa ve tacize maruz kalıyorlar. Söz konusu sorunları birebir yaşamış olan seks işçisi Didem Sağlam ve Burak bize anlatıyor.

‘Travesti olsam da kimse aileme hakaret edemez’

“Dün (21 Mart 2014) LGBT derneğinden (İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği) bir arkadaşımızın doğum günü kutlaması vardı. Oraya gittik. Oradan dönerken Cansu diye bir arkadaşımla beraber eve gelirken Ömer Hayyam durağından sivil polislerce kolumuzdan tutulup arabaya bindirildik. Hâlbuki yanımızda hiç kimse yoktu. Arabaya bindirildiğimizde başka birileri de vardı. Yanımdaki biri “ben zor durumdayım, çocuğum var, o nedenle çalışmak zorundayım” dedi. Polis de ona “sen zevkine çalışıyorsun senin paran çoktur” cevabını verdi. Ben de lafa girip “biz meraklı değiliz üç kuruş için milletin altına yatmaya” deyince polis, “sen hiç konuşma, aileleriniz sizi nasıl yetiştirmişse ondan bu hale geldiniz” cevabını verdi. Ben de dönüp ”sen benim ailemi tanıyor musun?” diye sordum. “Hayır” dedi. Ben de “sen çocuğunu düzgün yetiştir, o zaman anlarsın” dedim. Çünkü ben çok sinirlendim. Travesti bile olsam kimse aileme hakaret edemez.

‘Yaşama hakkımız engelleniyor’

“Karakola vardığımızda arkadaşım Cansu bizi alanların polis olduğunu anlamamış. Çünkü yeni ve genç bir arkadaşım. Polise “ne bakıyorsun yeğenim?” dedi. Polis de tekmelemeye başladı. Ben de dayanamayıp kalktım ve dedim ki ”senin vurmaya hakkın yok. Darp raporu alacağız.” O esnada bütün polisler geldi. Karaköy Karakolu’nun amiri biri çıktı ve “Siz kendinizi ne sanıyorsunuz? Sizi nezarete atarız” diye tehditler savurdu. Ben de dernekten Ebru adındaki arkadaşımı aradım. Beren diye bir arkadaşa verdi telefonu. Beren telefondan, “Tutanakları aldıktan sonra hemen acile gidip darp raporu alabilirsiniz. Ona istinaden şikâyetçi olabilirsiniz. Ama saati, günü, polis eşkâline iyi bakın dedi.” Biz de saati günü aklımızda tuttuk. Hatta saatin fotoğrafını çektik kendi fotoğrafımızla birlikte. Genelde zorla imza attırıyorlar. Ben de “Zorla imza atmamıza gerek yok, dava açarız” dedim. Tutanağı okudum, “Çevreye zararım yok” dedim. Neyse oradan çıktık, tutanak bize verilmedi. Hastaneye gittiğimde arkadaşım beni aradı, polisler bizi arıyormuş ve tutanakları vereceklermiş. Neyse döndüğümde kapıda bizi bekliyorlardı. Bize hakaret eden polis yoktu ama. Polisler özür diledi. Ben de şikâyetçi olacağımı söyledim. Orada bir polis araya girip konuştu, sonra ben şikayetçi olmadığımı söyledim. Ama tekrar olursa hiç bir kuvvet tutamaz gidip şikayetçi olacağız. Çünkü travesti de olsak normal insanlarız. Çıkıp dolaşmaya ve eğlenmeye hakkım var. Ama maalesef yaşama hakkımız kısıtlanmıyor, engelleniyor.

‘Sessiz kalınca üstüne daha çok geliyorlar’

"Markete dahi çıkamıyoruz. Birkaç gün önce arkadaşımız kuaförden çıkıp evine giderken polisler durdurup “Sen çalışmaya gidiyorsun” diyerek, kolundan tutup götürdü. Artık nereden geldiğimiz bile sorulmadan alınıyoruz ve tutanaklar tutulup hakkımızda para cezaları veriyorlar. Bu çevre için iki ekip burada bekliyor. Çıktığımız gibi alıyorlar. Yani bizi gözetliyorlar. Evden çıkar çıkmaz karşımıza dikiliyorlar. Biraz cazgır olmak gerekiyormuş. Sesimizi çıkardığımızda geri çekiliyorlar. Ama sessiz kalınca üstüne daha çok geliyorlar.

“Geçenlerde Vali geçecek diye bizi sokaktan topladılar gündüz vakti.  4-5 saat tuttular bizi. Çok affedersin, Tarlabaşı Keranesi Karaköy’e taşınmış gibi oldu. 30 küsur kişi kaldık. Cazgır olan varsa en başta saldılar ama ne kadar sessiz olursan suçu kabul etmiş gibi oluyorsun ve üzerine daha çok geliyorlar.“

'Polisler günde 3-4 kez alıyor’

Birkaç aydır seks işçiliği yapmaya başladığını belirten Burak ise başından geçen bir olayı şöyle anlattı:  “Bizim çalışmadığımız veya çalışırken mola verdiğimiz çay ocağı vardı. Orada genelde tüm travestiler veya sokak kadınları zaman geçiriyorlardı. 10-15 gün önce bir arkadaşımla gittik. “Giremezsiniz” dediler. Sahibi, esnafın şikayet ettiğini ve polisin de bundan dolayı uyarı cezası verdiğini söyledi. “Sizden güzel para kazanıyorduk ama artık gelemezsiniz” dedi. Oraya gitmemiz engellendi. Yine bazı yerlerde oturduğumuzda, esnaf ‘kapatıyoruz’ diyerek orada kalmamızı engelliyor.
Çoğu esnaf polis korkusuyla bunu yapıyor. Geçen hafta lokantada oturuyorduk. ‘Toplama var’ dediler, biz de yemek yiyorduk. Polisler geçerken bizi gördüler ve içeri geldiler. Burada ne aradığımızı sordular. Biz de yemek yediğimizi belirttik. “Çabuk yiyin sizi dışarıda bekliyoruz, sizi de götüreceğiz” dediler.

“Birçok yere artık gidemiyoruz. Polisler esnafı tehdit ediyor. Şimdi tatlıcımız var sadece. Yakın zamanda oradan da kovuluruz. Eskiden günde bir defa alıyorlardı şimdi ise günde üç-dört defa alıyorlar. Sokakta ne zaman yoğun olduğumuzu biliyorlar, o zaman geliyorlar. Hafta içi gece 12-1 dedin mi almayı bırakıyorlar, sadece göz korkutuyorlar. Hafta sonları ise sabah 4-5’e kadar alıyorlar. Hafta sonları aldıklarında daha çok tutuyorlar.
Geçen gün arkadaşım şarj aletimi onda unuttuğumu söyledi. Ben de almaya gittim. Dönüşte ise başka bir arkadaşımı gördüm ve ayaküstü konuştuk. Eve gelirken polisler “geç geç içeri” dediler. Ben de yaygara yaptım. Hepimizi tanıyorlar zaten. “Daha çalışmaya başlamadım şarj aletini almaya gidiyorum” dedim. Sonra tehditkâr konuştular. “Kötü davranmıyorum beni kötü davranmaya zorlamayın” dedi ve arabaya bindirerek ceza kesti.

“Artık sadece polis bizimle uğraşmıyor. Durduğumuz Balo sokağının yukarısında Otopark var. Eski Beyoğlu Emniyet Amiri Hortum Süleyman’ın otoparkı. Oraya bazen giderdik. Artık oraya da gidemiyoruz. Şimdi polisler kovalıyor biz tekrar geliyoruz sonra esnaf da bizi kovuyor. Gözümüzü korkutuyorlar. Esnafın arkasında polisin olduğu aşikâr. “

961793_detay

Travesti kalıcı bir değişimi başarmak için canla başla çalışması gerek

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice, travesti,eş cinselleri, küresel ayrımcılık, taciz ve hatta ölümden korumanın, ülkesinin karşısındaki en zorlu uluslararası insan hakları meselesi olduğunu söyledi.

Rice, Beyaz Saray Eş cinsel Hakları Destekçileri Forumu'nda, dini özgürlük, insan hakları ve AIDS'e yönelik sağlık hizmetlerini destekleyenlere, eş cinsel topluluğa karşı küresel ayrımcılığı sona erdirmek için birleşik bir cephe oluşturmaları çağrısında bulundu.

Bu konuda dünyada kalıcı bir değişimi başarmak için herkesin canla başla çalışması gerektiğini ifade eden Rice, eş cinsel haklarının gerçekten insan hakkı olduğu mesajını güçlendirecek daha fazla sesle ön yargıları aşabileceklerini belirtti.

Susan Rice, bazı ülkelerde eş cinsel haklarını kısıtlamanın büyük halk desteği gördüğüne, bu nedenle konuya ilişkin çalışmanın zor olacağına dikkati çekerek, kültürel farklılıkların, insan hakları ihlallerini haklı çıkaramayacağını söyledi. Rice, "Hükümetler, tüm vatandaşlarının haklarını korumakla sorumludur" dedi.

Rice, ABD hükümetinin, tüm dünyada insan hakları adına konuşmaya ve engelleri aşmaya devam edeceğini dile getirerek, "Bunu yapıyoruz çünkü bu, hem manevi yükümlülüğümüz hem de menfaatimiz. İnsan haklarını koruyan ülkeler ABD için daha istikrarlı, huzurlu ve müreffeh ortaklardır" yorumunu yaptı.

Dünyada 80 civarında ülkede eş cinsellik karşıtı yasaların çıkarıldığı ve yedi ülkede eş cinsel ilişkiye ölüm cezası öngören yasaların bulunduğu biliniyor.

1111

Travesti polis fuhuş yap onurlu yaşa !

İstanbul LGBTİ Derneği'nden yürüyüş çağrısıyla yola çıkan travesti Trans Onur Haftası Komitesi'nin önü Taksim Meydan girişinde polis tarafından kesildi. Polisin Taksim Meydanı'nda toplanmayı engellemesi üzerine; Fransız Kültür Merkezi önünde kalabalık topluluk yürüyüş için bir araya geldi. Polis baskısı "Polis fuhuş yap, onurlu yaşa" sloganlarıyla protesto edildi.Kısa süreli polis engellemesinin ardından Transseksüeller "Susma haykır translar vardır" sloganlarıyla yürüyüşe başladı. Dev Gökkuşağı ve Trans bayrağı açıldı.

Yürüyüşte sık sık, "Travestiyiz, buradayız alışın alışın gitmiyoruz", "Nefrete karşı ses çıkar", "Transfobik devlet yıkacağız elbet", "Tayyip kaç kaç kaç dönmeler geliyor", "Velev ki dönmeyiz, alışın her yerdeyiz" ve "Polis fuhuş yap onurlu yaşa" sloganları atıldı.Büyük bir coşkuyla yürüdüler.

Yürüyüş sırasında Grup Yorum standının önünden geçilirken ise, "Transfobik devrim istemiyoruz" sloganı atıldı. Renkli görüntülerin meydana geldiği yürüyüşe Femen üyesi bir kadın da destek verdi. Tünel’de kırmızı halı seren LGBTİ Örgütleri adına iki açıklamayı Çîrvsk Kıvılcım Arat ile Didem Sağlam okudu. Sadece son iki yılda 49 transeksüelin nefret cinayetine kurban gittiğine dikkat çeken Arat ile Sağlam, bilinen rakamlara göre 2002 yılından bu yana 70 transeksüel  öldürüldüğünü aktardılar. “ Acımız büyük” diyen Arat ile Sağlam, “ Avcılar Meis sitesinde Translara yönelik başlatılan sürgün kampanyası sonucu dövülerek Cami bahçesine atılan ve yoğun bakımda hayatını kaybeden Seda’nın davası sonuçladı. Katil müebbet hapis cezasıyla yargılanırken, sözde maktulün trans olmasını gerekçe gösteren mahkeme cezayı 15 yıla düşürdü” diye dikkat çektiler. Seda gibi yüzlerce trans kadının nefret ve trans cinayetlerini durmamaya kararlı olduklarını vurguladılar. “ Size hatırlatmayı görev edindik! Hayatlarımız ve canlarımız bu kadar değil” dediler.

Arat ile sağlam LGBTİ Örgütlerinin taleplerini ise şöyle sıraladılar“ Eşcinsel, biseksüel, trans ve intersekslere yönelen nefret suçları ile mücadelede, ‘ Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ibarelerini de bünyesinde barındıran bir nefret suçları mevzuatı oluşturulmalıdır. Trans seks işçilerini güvenliksiz çalışma alanlarına iten ve bizzat şiddetin mağduru olmalarına vesile olan “ fuhuş” ile ilgili mevzuat değiştirilmelidir. Herkesin istediği işi yapabildiği bir hayat garanti edilmeli ve LGBTİ bireylerin istihdamıyla ilgili iyileştirici uygulamalar yapılmalıdır. Seks işçiliği bir iş kolu olarak kabul edilmeli ve sendikal haklar garanti altına alınmalıdır.

Kolluk kuvvetleri ve yargı birimlerinin trans bireylere yönelik önyargılı ve ayrımcı tutumuyla mücadele edilmeli; katillerine “ haksız tahrik” veya “ iyi hal” gerekçeleriyle verilen ceza indirimleri derhal son bulmalıdır, cinayetlerin nefret boyuna mutlaka vurgu yapılmalıdır”. Sokaklarda, parklarda, barikatlarda, mahpushanelerde trans onuruna sahip çıkarak direneceğiz” dediler.

Açıklama sonrası trans bireylere taçlar takan LGBTİ örgütleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ( İBB) tarafından rant uğruna kamusal alana kapatılan Galata Kulesini işgal ettiler.

'TRANSLAR GÜZELDİR'

Saatler süren yürüyüşün ardından kalabalıki Tünel Meydanı'na ulaştı. Burada heteroseksit güzellik anlayışını dayatan, normatif güzellik yarışmalarına karşı "Alternatif Güzellik Yarışması" düzenlendi. "Translar güzeldir" şiarıyla, herkes kazanan ilan edildi

'HAYATLARIMIZ BU KADAR UCUZ DEĞİL'

Tünel Meydanı'nda İstanbul LGBTİ imzasıyla okunan basın açıklamasında ise sadece son 2 yılda 49 trans kadının nefret cinayetine kurban gittiği vurgulanarak, "Acımız büyük" denildi. "Hayatlarımız ve canlarımız bu kadar ucuz değildir" diyen İstanbul LGBTİ, trans onuruna sahip çıkarak direneceğini belirtti.

Gezi Parkı ve çevresinde geniş güvenlik önlemleri alan polis, Cumhuriyet Anıtı’nın etrafını da kapattı.Trans Onur Yürüyüşü’ne katılmak isteyen rengarenk kıyafetler içindeki kalabalık Galatasaray’da toplandı. Saat 17.00’de yürümeye başlayan kalabalık İstiklal Caddesi’nden Fransız Konsolosluğu önüne vardığında polis tarafından durduruldu. Gezi Parkı ve Cumhuriyet Anıtı’nı da kapatan polisler, bu noktadan sonra kimsenin geçmesine izin vermeyeceklerini söyledi. Yürüyüşe katılanlar bir süre polisleri ikna etmeye çalıştı ancak başarılı olamayınca İstiklal Caddesi’nden Tünel’e doğru yürüyüşe geçti.
Oldukça renkli sahnelerin yaşandığı yürüyüşe, İstiklal Caddesi’nde yüzlerce kişi de alkışlarla destek oldu.Ankara danda bu yürüyüş için otobüslerle gelindiği bilgisi alındı.